« Önceki | Sonraki »

19/6/2006

Sokak Çocuklarımızla AB’ye Hazır mıyız?

 

“Bizim çocuklarımız da bunlardan biri olabilir. Bunların tamamı sokaklarda yaşlanamadan, cinayet, hastalık, cevaevi, ölüm gibi nedenlerle sokakları terketmektedirler”

 

“Gerekli tedbirler zamanında ve etkili yöntemlerle alınmazsa, sokaktan, kanundan, polisten, açlıktan, dayaktan ve hatta ölümden bile korkmayan bu çocuklar sıcak-huzurlu evlerinizde, mutlu yuvalarınızda sizi rahat bırakmayacaklardır”

 

Sedat ERGENÇ

Kamu Yönetimi Uzmanı

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Başmüfettişi

 

 

 

Özellikle büyük şehirlerin trajik ve en riskli çocuk grubu sokakta yaşayan/çalışan çocuklardır. Sokakta yaşayan çocukların, bugün toplum üzerinde biraz da tedhiş duygusu yaratan bir fobi haline gelmesi ve önemli bir sosyal sorun olarak algılanması, problemin çözümüyle ilgili çalışmaları artırmıştır.

 

Sokak çocukları sorunu hemen hemen tüm dünya metropollerinde görülen, evrensel ve toplumsal bakımdan ortak yönleri bulunan bir sosyal gerçektir. Sokak çocukları konusunda netleştirilmiş, sınırları kesin olarak belirlenmiş bir tanım bulunmamakla birlikte sokak çocukları; sanayileşme, büyüme, kentleşme ve bunlara bağlı göç, yoksulluk, aile içi şiddet gibi toplumsal sorunlar nedeniyle ortaya çıkan, ailesi ve yakınlarıyla ilişkisini kısmen veya tamamen kesmiş, günün tamamına yakın bölümünü sokaklarda geçiren, baly-tiner gibi madde ile ilişkisi yaygın, suçla ilişkisi yoğun olan 18 yaşından küçük bireylerdir.

 

Sokak çocuklarının gerek topluma, gerekse kendilerine ve bireylere yönelik oluşturdukları tehlike, günümüzde bir sosyal risk haline gelmiştir. Geçmiş yıllarda, büyük şehirlerde yaşayan azınlık bir gurup olarak düşünülen ve pek de önemsenmeyen sokak çocuklarının; ekonomik krizler, eğitimsizlik, aile yaşamının bozulması gibi nedenlerle sayıları giderek artmıştır. İyi eğitim ve aile terbiyesiyle ülkenin kalkınmasını ateşleyebilecek bir kaynak olan bu çocuklar, ihmalkarlık neticesinde toplum için çözüm bekleyen bir sosyal mesele haline gelmiştir (Orhan, 2004: 243).

 

Çocukların bedensel, zihinsel ya da ruhsal sağlıklarına zarar veren, gelişimlerini engelleyen tutum ve davranışlara bakıldığında, çocuklar türlü riskler altındadır. Bunlar;

 

-         Fiziksel Riskler

-         Cinsel Riskler

-         Duygusal Riskler

-         Ekonomik Riskler’dir.

 

Bunlara ek olarak, telafisi neredeyse imkansız olan bir risk daha vardır ki; bu da bali, tiner gibi MADDE BAĞIMLILIĞI dır. Sokakta yaşayan ve çalışan çocuklar, madde bağımlılığı (bali-tiner kullanımı) bakımından en büyük risk guruplarıdır. Çocukların uyuşturucu madde kullanımına gereksinim duymasını, kendisi de yetiştirme yurtlarında büyümüş olan Yusuf Kulca şöyle açıklamaktadır. “Sokaktaki şiddete karşı durabilmek ve dayak yediklerinde acı hissetmemek, sokaktaki soğuğa dayanabilmek, yaşadığı güçlüklere karşı bedensel ve duygusal güç oluşturabilmek yani kendilerini güçlü ve cesaretli hissedebilmek, halüsünasyonlar görüp güzel şeyler hayal edebilmek ve utanma duygularını yok ettiği için rahatlıkla başkalarından yemek isteyip, dilenebilmek ve özgürce konuşabilmek için uçucu maddelere gereksinim duyarlar. Bunun dışında, sokaktaki grupların ortak yaşam biçimine ayak uydurarak gruba kendini kabul ettirebilmek, tiner-bali gibi maddelerin ucuza kolayca bulunabilmesi de diğer başka etkenlerdir

 

Sokakta yaşayan ve çalışan çocuklara çevreden gelebilecek tehlikeler farklı bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır (Ergenç, 2003: 3-4).

 

i.         Ailesi, yakın çevresi tarafından ihmal ve istismara uğrama,

ii.       Bali, tiner, alkol, sigara vb. gibi bağımlığa yol açan maddeleri kullanma, bunun alışkanlık haline gelmesi,

iii.      Zihinsel ve fiziksel gelişiminde gerileme,

iv.     Ailesi ve/veya sosyal çevresi tarafından dayak, yaralama, ölüm vb. gibi şiddete maruz kalma,

v.       Hırsızlık, gasp, fuhuş vb. gibi suçlara yönelme,

vi.     Psikolojik sorunların meydana gelmesi,

vii.    Kazalara maruz kalma,

viii.        Eğitim ve sağlık sorunlarının aşılmasının olanaksız hale gelmesi,

ix.     Cinsel tacize ve tecavüze maruz kalmadır.

 

Bunun yanı sıra, bu çocuklar sokaktan veya diğer çocuklardan gelebilecek tehlikeleri bertaraf edebilmek için birtakım yöntemler ve davranış biçimlerini geliştirmişlerdir (Ergenç, 2003: 4).

i.         Toplu yaşamaktadırlar, toplu hareket etmektedirler,

ii.       Savunma amaçlı delici-kesici alet taşımaktadırlar,

iii.      Gerek soğuktan korunmak için ve gerekse muhtemel bir saldırıyı haber vermesi için yattıkları yerlerde genellikle hayvan bulundurmaktadırlar,

iv.     Cinsel istismardan korunmak için genellikle iki kat pantolon giymektedirler ve aynı endişeyle bellerine kemer yerine tel bağlamaktadırlar,

 

Sokakta çalışan çocukların tamamına yakını “normal” yani iki ebeveynli bir ailenin gözetimi altında yaşamaktayken, sokakta yaşayan çocuklar ise zamanla aile bağını ve dolayısıyla koruyucu otoritesini tümüyle kaybetmektedirler. Diğer bir deyişle, sokakta çalışan çocukların neredeyse tamamı ailesi ile birlikte yaşarken, sokakta yaşayan çocukların esas olarak “parçalanmış” yani ayrılmış aile yapılarından geldikleri bilinmektedir.

 

Sokakta çalışan/yaşayan çocuklara ilgili sorunların çözümünde birbirinden tamamen farklı uygulamalara gidilmesi zorunludur. “Sokak çocukları” üst kimliği altında toplanan bu iki temel çocuk grubunun sorunlarının ve çözümlerinin ayrıştırılarak farklı ele alınması gerekmektedir. Sokağa geldikten sonra yeniden dönebileceği bir ailesi olmayan veya olup da onlarla yeniden uyumlu bir bağ kuramayacak kadar sokak deneyimini biriktirmiş (dejenerasyona uğramış olan) çocuklar için uygulanabilir çözümleri, esasen bu çocukların ailesi dışında aramak gerekmektedir. Bu durumdaki çocuklarla ilgili çözümler, çocukların çocuk ve gençlik merkezlerine alınmasıyla mümkün hale gelebilmektedir. Öte taraftan, aileleri ile ilişkileri süren sokakta çalışan çocuklarla ilgili çözümler ve bu çocukların topluma yeniden kazanılması için, bu çocukların ailesinin desteklenmesi zorunludur.

 

Sokakta çalışan çocukların büyük kentlerin önemli bir sosyal sorunu olarak kabul edilmesi, önemli oranda, bu çocukların “sokak çocukları” kapsamı içinde değerlendirilmesinden sonra olmuştur. Oysa sokak çocuğu kavramının literatüre girmesinden önce de kent sokaklarında çalışan çocuklar hep varola gelmiştir. Ama bu çocukların gerek sayı olarak aşırı artışı ve gerekse kişisel gelişimlerini engelleyecek türde “iş türlerinin” ortaya çıkması ile birlikte bu olgunun önlenmesi yönünde özel ve kamusal çabalar ortaya çıkmaya başlamıştır (Karatay, 25.08.2001).

 

SOKAK ÇOCUKLARI İLİ İLGİLİ ALINMASI GEREKEN TEDBİRLER 

 

Kısa vadede, yoksullukla mücadele uygulamaları yanında, çocukların acil korunmasına yönelik tedbirler alınmalıdır. “Korunma Kararı”ndan evvel, bir ara uygulama olan ve yıllardır başvurulan “acil korunma” yaygın olarak uygulanmalıdır. Sokakta çalışan ve yaşayan çocuklara müdahalede ve bunlarla ilgili yaptırımların uygulamalarında, mülki amirlerce verilecek “acil koruma kararı”nın yeteri olacağı bir mevzuat değişikliği gerçekleştirilmelidir.

 

Başta sokakta çalışan/yaşayan çocuklar olmak üzere genel olarak sorunlu ya da risk altındaki çocuklara yönelik çalışmalara ısrarla devam edilmeli, İstanbul örneği esas alınarak oluşturulmuş kurumlararası işbirliğine dayalı yeni modelden vazgeçilmemeli ayrıca aşağıdaki hususlar da geliştirilmelidir.

 

i.         Kurumlararası işbirliğinin kalıcı olması için, işbirliğinin bir makam onayıyla değil Kanunla sağlanması yolu tercih edilmelidir.

ii.       Zaten 4 yılı aşkın bir süredir İstanbul’da uygulanan yöntemin başarısının tekrar tekrar pilot uygulamalarla denenmesi zaman kaybından başka bir şey değildir. Bu nedenle uygulamanın yasallaştırılarak 16 büyükşehirde birden başlatılması gereklidir.

iii.      Kapsam olarak, sokakta çalıştırılan/çalışan ve yaşayan çocuklara ek olarak, suça yöneltilen çocuklar da kapsam alanına alınmalıdır. Ancak bunun için kaynakların sistemleştirilmesi, genişletilmesi, daha çok sosyalleştirilmesi ve zenginleştirilmesi gerekmektedir. Rehabilitasyonları ile ilgili görevlendirilmiş herhangi bir kurum olmayan, suça bulaşan çocuklar da aynı sistem içine alınarak, -sahipsiz olan bu alan tanımlanmak suretiyle- önemli bir boşluk doldurulmalıdır.

iv.     Varolan mobil ekiplerin sayısı artırılmalı, kentin kalabalık ana caddeleri, eğlence merkezleri ve turistlerin yoğun olduğu alanlar sürekli olarak ve daha sık denetlenmelidir.

v.       Bu amaçla yapılacak “sokak çalışmasına” gönüllü desteğinin alınması -gönüllülerin seçilmesi, çalışma usul ve esasları da belirlenmek suretiyle- sağlanmalıdır.

vi.     Varolan sistemde işlemeyen “hamilik” sistemi geliştirilerek, yeniden düzenlenmeli,  etkili bir şekilde işler hale getirilmelidir.

vii.    Sokaklarda risk altında olduğu tespit edilen her çocuk hakkında kesinlikle aile incelemesi yapılmalıdır. Yapılacak “sosyal incelemeye” bağlı olarak bu ailelere geçici veya sürekli sosyal yardım yapılmalıdır. Bu yardımların yapılabilmesi için de genel bütçe olanakları artırılmalıdır.

viii.        Genel bütçe kaynağına ek olarak SYDV bünyesinde bir “Çocuk Koruma Fonu” oluşturulmalıdır.

ix.           Tıbbi ve sosyal rehabilitasyona tamamen kapalı olduklarından yapılan çalışmalara hiçbir cevap vermeyen ve sokaktan alınamayan kritik gurupta yer alan çocuklar için de çok özel ve itinalı bir çalışma düzeni oluşturulmalıdır.

x.       Bu çocukların ıslahının sağlanması yönündeki tıbbi ve sosyal rehabilitasyon için yasal ve kurumsal düzenlemeler yapılmalıdır. Gerekli yasal düzenleme yapılarak, çocuk ıslahevlerine benzer bir yapılanma sağlanmalı, sokaktan alınamayan ve/veya madde bağımlısı çocukların “tedbir kararı” çerçevesinde zorunlu tedavileri ve zorunlu ikametleri sağlanmalıdır. 

 

Hızlı bir şekilde, yoksullukla mücadele edilen sistemli bir mekanizma kurulmadıkça, bu anlamda çocuklara yönelik olarak yürütülen sosyal hizmetlerin de yeterli ve beklenen  etkiyi yaratmayacağı oldukça açıktır. Sonuç olarak basındaki “sokakta çalışan ya da yaşayan zavallı çocuk”tan, “sokak çocuklarının dehşeti, kapkaç, gasp ve hatta cinayet işleyen çocuklar”a çevrilen haberlerin işaret ettiği iki önemli kavram olan yoksulluk ve çocukların korunması üzerinde ısrarla durulması gerekmektedir.

 

Sosyal yardım olgusu, göz ardı edilemeyecek kadar toplumu ve toplumsal sistemi ilgilendiren önemli bir olgudur. Gelişmiş ülkelere bakıldığında görüleceği üzere, sosyal yardım ne kadar önemsenmiş ise toplum ve toplumsal sistem o oranda güçlenmiştir. Dolayısıyla, sosyal yardım toplumsal gelişimin, sosyal refahın ve huzurun en önemli araçlarından birisi olmuştur. Ülkemiz 21.yüzyıla gelindiğinde, sosyal yardım hizmetlerini gerektiği gibi yerine getirememiş, sosyal devlet ilkelerini toplumuna ve sistemine kazandıramamış ülkelerden biri olarak değerlendirilmektedir. Devlet, oluşturucu, yönlendirici, geliştirici, denetleyici aktif bir rolü değil, sonuçlara katlanıcı bir pasif bir duruşu tercih etmiştir. Bu yaklaşımın sonucu olarak, sosyal devlet uygulamalarında daima ağır kalınmış, iyi işleyen bir sosyal yardım sistemi kurulamamıştır.

 

Sosyal yardım alanının yeniden düzenlemesi gereklidir. Kamu, merkez ve yerel yönetim olarak sosyal yardım alanında –sistemli ve planlı bir şekilde- yerini almak durumundadır. Bunun gerçekleşmesi ülkemiz için bir hayal olmadığı gibi, sosyal devlet gerekleri açısından da zorunludur. Yoksullukla mücadele sosyal yardım ilkeleri doğrultusunda yapıldığı takdirde, sosyal yardım hizmetlerinin maliyetleri azalacak ve  sosyal güvenlik sistemi etkili ve verimli bir duruma gelecektir. Dolayısıyla, toplum, insani yaşam eşiğine kavuşacaktır.

 

Bu süreçte, bireyin çevresi ve sivil toplumdan katkı beklemek yerine, onları desteklemek yolu tercih edilmelidir. Yoksulluk/yoksunluk bir zahmet ve zaruret olduğuna göre, bu zahmeti ortadan kaldırmaya çalışan herkes, her kuruluş desteklenmelidir.

 

Uzun vadede; Sokak çocukları konusunda yapılması gerekenler değerlendirilirken, öncelikle çocuk sorununu yetimler ve kimsesizlersorununa indirgeyen hayırseverlik yaklaşımlarından kurtulmanın gerekliliği kabul edilmelidir.

 

Çocukların korunması kavramı ve anlayışı çok önemlidir. Bugün itibariyle uygulamada görülen şudur: Çocukların korunması, onların ebeveynlerini yitirmeleri veya ekonomik/sosyal yoksunluk içine düşmeleri gibi özel durumlar sonucunda korunmaya muhtaç hale geldiklerinde uygulanan -genellikle bir hayırseverlik anlayışı içinde yürütülen- kişisel veya kurumsal faaliyetlerdir. Oysa, çocukların korunmasında kurumsal anlayış şu şekilde somutlaştırılmalıdır:

 

i.         Çocukların sosyo-ekonomik yoksunluğu, aile bütünlüğünün bozulması gibi özel halleri ortaya çıkmadan haberdar olunacak yeni bir örgütlenme ve çalışma modeli (sosyal alan örgütlemesi) oluşturulması,

ii.       Çocukların korunmasına gerekçe olacak olaylardan zamanında haberdar olunmasıyla birlikte ivedilikle önleyici tedbirleri alacak kurumsal ve toplumsal anlayışın geliştirilmesi,

iii.      Bu modelin sadece büyük kentlerde uygulanmaması, bölgesellikten uzak, ülke genelinde yaygın ve korunmaya muhtaç bütün çocuk kitlesini hedef alan bir yaklaşım içerisinde gerçekleştirilmesi,

iv.     Sunulan çerçevede verilen hizmetlerin hak olarak tanımlanması

 

yaklaşımı içinde olunmalı, her türlü düzenleme ve örgütlenmeler bu çerçevede gerçekleştirilmelidir.

 

B.M. Çocuk Hakları Sözleşmesi ve buna uyarlı olarak geliştirilen mevzuat böyle bir çocuk dünyasını öngörmekle birlikte, ülkemizdeki uygulama ve gerçekliğin bundan hâlâ çok uzakta olduğu bilinmektedir. Bugün başta SHÇEK olmak üzere kamu ve sivil toplum örgütlerince -sosyal alanda- çocuklara yönelik verilen hizmetler, gereksinim sahibi kitlenin tümünü kucaklamaktan çok uzaktır.

 

Çocuk koruma modelinin bu anlayış içinde geliştirilmesi ile ilgili olarak:

i.         Sivil toplum örgütleri, gönüllü katkı ve katılımlar sistemin içine ana unsur olarak dahil edilmeli, karar sürecinde bu unsurlara yer verilmeli,

ii.        Sosyal alan örgütlemesi gerçekleştirmeli, çocuğun korunmaya muhtaç hale gelmeden önce veya gelir gelmez zaman geçirilmeden tespitine yönelik yeni bir örgütlenme modeli oluşturulmalı,

iii.      Varolan merkez bürokrasisi, bu modelden gelecek bilgilerin sistematik formatlamasını yapacak ve takibini gerçekleştirecek bir  oluşum içine girilmeli,

iv.      Bunu gerçekleştirecek uzman ve bürokratik kadro eğitilmeli ve bu surete alışılagelmiş zihniyet değiştirilmeli,

v.       Bütün bunları yapabilmek için yeterli mali kaynak ayrılmalı, bütçe olanakları genişletilmelidir.

 

Bu günkü durumu itibariyle, hem yasal ve hem de yapısal durumu ele alındığında SHÇEK’in, sosyal alan örgütlenmesi ile çocuk koruma sisteminin sistematik formatlanmasını yapacak bir uzman kadrodan, buna açık bir bürokratik zihniyetten ve gerçekleştirmeye yetecek bir bütçe kaynağından oldukça uzak olduğu görülmektedir.

           

           Bütün bunların yanı sıra, küreselleşme modasının bir yansıması olarak, yerelleşme çerçevesinde gelişen siyasi iradenin, önümüzdeki dönemde, SHÇEK’in sokak çocukları gibi sosyal meselelere doğrudan müdahalesini önleyerek, sorunların bu kurum yerine yerel yönetim birimlerince çözümü noktasında bir seyir izleyeceği yönünde kuvvetli belirtiler mevcuttur. Durumun bu rota üzerinde gelişeceği kabul edilse dahi,

i.        Sosyal meselelerle ilgili olarak temel politikaların belirlenmesi,

ii.     bunların stratejik planlamasının yapılması,

iii.   ülke genelinde farklı birimlerce gerçekleştirilecek lokal uygulamalardaki standardın sağlanarak yükseltilmesi,

iv.    uygulama sonuçlarının denetlenmesi

için SHÇEK’in yeniden örgütlenmesi, ancak bu yeni örgütlenmenin entropi haline getirilmemesi, yetki ve sorumluluklarının kat’i çizgilerle belirlenmesi zarurettir.

 

Örgütlenme modeli olarak ısrarla üzerinde durulan klasik hiyerarşik model terk edilip, “yönetişim” adı verilen ve “yatay örgütlenme”yi gerektiren yeni çağdaş modeller üzerinde durulmalıdır. Devletin işlevlerinin azaltılmasının, asgariye indirilmesinin tüm dünyada benimsendiği bir dönemde, sosyal alandaki regulasyonu sağlamaya yönelik bir örgütlenme biçimi olarak “üst kurul modeli” de SHÇEK için yabana atılmaması ve hatta önemle üzerinde durulması gereken bir örgütlenme biçimidir. Zira SHÇEK’in taşra teşkilatının mahalli idarelere devredilmesi projesinin gerçekleşmesi durumunda, bu örgütlenme biçimi zaruret olarak ortaya çıkacaktır.

 

Anayasal bir zorunluluk olan “sosyal devlet olma” gereklerinin hiç de azımsanmayacak bölümünü gerçekleştirmesi gereken bu kurumun (SHÇEK); -bu suretle- sosyal yıkımlara kadar varacağı düşünülen sorunların çözümünde önemli bir aktör olarak yerini alacağı ve sosyal patlamaların önlenmesinde sübap görevi ifa edeceği, bu sorunların zamanında ve kısa sürede çözümlenmesinde de aynı oranda etkili olacağı değerlendirilmektedir.

 

KAYNAKÇA

Aile İçinde ve Toplumsal Alanda Şiddet, (1998), T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yayınları, Bilim Serisi 113, Ankara.

Akın, Mahmut, Sokak Çocukları, www.sosyalhizmetuzmani.org. (26.03.2005)

Akşit, Güldal, (2005), TBMM  21.12.2004 Bütçe görüşmeleri, Konuşma, Ankara.

Akyüz, Emine. (2000), Ulusal ve Uluslararası Hukukta Çocuğun Haklarının ve Güvenliğinin Korunması, MEB Yayınları, No:3395, Ankara,

Anık, Filiz, (1999), 1.İstanbul Çocuk Kurultayı Araştırmalar Kitabı, İst.Çoc.Vakfı Yayınları, İstanbul.

Aral, Neriman, (1997), Fiziksel İstismar ve Çocuk,  Tekışık Veb Ofset Tesisleri, Ankara.

Atauz, Sevil, (1991), Kitle İletişim Araçlarında Çocuk İstismarı ve İhmali, Çocuk İstismarı ve İhmali, Çocukların Kötü Muameleden Korunması 1. Ulusal Kongresi, Gözde-Repro Ofset, Ankara.

Atauz, Sevil, Sokak Çocuklarının Kenti, Diğerlerinin Konut Sorunu Sempozyumu, Mimarlar Odası Yayını, Ankara.

Bulut, Işıl, (1996), Genç Anne ve Çocuk İstismarı, Bizim Büro, Ankara.

Cılga, İbrahim, (1999), Türkiye’de Çocuk Hakları Çalışmaları, Cumhuriyet ve Çocuk 2. Ulusal Çocuk Kültürü Kongresi, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara.

Cüceloğlu, Doğan, (1991), İnsan Davranışı – Psikolojinin Temel Kavramları, 2. Basım, Remzi Kitapevi, İstanbul.

Duman, Nurdan, (1998), Kentleşme Sürecinde Kültür, Sosyal Hizmet Sempozyumu’98, Kentleşme Sürecinde Sosyal Hizmet 5-7 Kasım, Antalya,

Duyan, Veli,  (1998), Kentleşme Sürecinde Sokak Çocukları Ve Aids, Sosyal Hizmet Sempozyumu’98, Kentleşme Sürecinde Sosyal Hizmet 5-7 Kasım, Antalya.

Ennev, Judith, (1998), Sokak Çocukları ve Çalışan Çocuklar, UNİCEF ve Safe The Children, Ankara.

Ergenç, Sedat, (2003) 2003/12 Sayılı İnceleme Raporu, Ankara.

Karabulut, Özcan, (1996),  Türkiye’de Çalışan Çocuklar, Friederich Ebert Vakfı Yayını, İstanbul.

Karatay, Abdullah İstisnalar Kural Oluyor, Radikal Gazetesi, www.radikal. com.tr/haber.php?haberno=19397  (30.10.2001)

Karatay, Abdullah, (1999) Risk Altındaki Çocuklar 1.İstanbu Çocuk Kurultayı Araştırmalar Kitabı, İstanbul Çocuk Vakfı Yayınları, İstanbul.

Karatay, Abdullah, İyi Teşhis Doğru Çözüm, Radikal Gazetesi, www.radikal. com.tr/haber.php?haberno=12099 (25.08.2001)

Karatay, Abdullah, Şiddet Diline Şiddetli Yanıt, Radikal Gazetesi, www.ortak payda.org/makale.asp?foo=read&feox=114 (08.12.2004) www.radikal.com.tr/ haber.php?haberno=136583  (08.12.2004)

Kars, Özcan. (1996), Çocuk İstismarı: Nedenleri ve Sonuçları, Ankara.

Küntay, Esin, (1999), İstanbul’da Sokak Çocukları, Cumhuriyet ve Çocuk. Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara.

Naim, Ali, İnan, (1968), Çocuk Hukuku,  İstanbul.

Orhan, Serdar, (2004), Koruyucu Sosyal Politikalar ve Sokak Çocuklarının Sosyal Rehabilitasyonu, Birinci Sosyal Hizmetler Şurası, Gökçe Ofset, Ankara.

Sanayide Çalışan Çocuklar Raporu, (2000), Hak-İş Yayınları, Mina Ajans, Ankara. 

Sarıkaya Makbule, Çavuşoğlu Turgay, (2004), Serseri ve Satıcı Çocuklar Projesi, Sokakta Yaşayan Çalışan Çocuklar 3. Ulusal Sempozyumu, İzmir.

UNİCEF, (1997), Dünya Çocuklarının Durumu, UNİCEF Raporu, İstanbul.

Usta Sayıta, Sevgi, Şirin, Mustafa Ruhi,  (2000), 1. İstanbul Çocuk Kurultayı İstanbul Çocuk Raporu, İstanbul Çocuk Vakfı Yayınları,  İstanbul. www.ankara buyuksehir.gov.tr (14.04.2005)

www.umutcocuklari.org.tr/tr/guncel/makale/sezenzeytin.htm (23.03.2005)

Yılmaz, Sibel, (1998), Sokak Çocukları, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

Yoksulluk Sempozyumu, (2003), Deniz Feneri Yayınları. İstanbul.

Zeytinoğlu, Sezen, (1989), Çalışan Çocuklar ve Sokak Çocukları, Türkiye’de Çocuğun Durumu, 1990’ların Çocuk Politikası Kongresi, DPT, UNICEF Yayınları, Ankara.

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: İstanbullu | Tarih: 19/6/2007
    Konu: bir de bizi gör
    Sayın Sedat Ergenç bu konuda yazılmış en detaylı yazıyı okudum sizi tebrik ederim. Bir de bizden birinin fooğrafını koysan iyi olurdu, saygılar

    Bağlantı »